Ana Sayfa Arama Galeri Video
Kategoriler
Sosyal Medya

Frankfurt’ta 80 m²’den 50 bin m²’ye: Genç iş insanı Vural Burakçin’in yazdığı başarı hikâyesi

Frankfurt’ta 80 m²’den 50 bin m²’ye: Genç iş insanı Vural Burakçin’in yazdığı başarı hikâyesi

Genç iş insanı Vural Burakçin Frankfurt’ta 80 metrekareden 50 bin metrekareye: Gurbetin içinden doğan bir başarı hikâyesi

Kayseri Felahiye Kayapınar’dan Frankfurt’a uzanan zorlu bir gurbet yolculuğu… Gurbetçi bir babanın oğlu olan, bugün Kayseri İşverenler Birliği (AKİB) Başkan Vekilliği görevlerini yürüten MyParken’in sahibi genç iş insanı Vural Burakçin, hayatını değiştiren iş serüvenini ve gurbetin yoğurduğu karakterini anlatıyor.

Frankfurt’un soğuk bariyer ışıkları altında hayatla güreşen genç bir adamın sesi geliyor bugün: Vural Burakçin.

“Çantamı fırlatıp galeriye koştuğum günlerden geldim ben.”

Vural Burakçin‘in cümlelerinde bir çocuğun koşusu var. Hızlı, tozlu ve hevesli.

1984 yılında Frankfurt’ta dünyaya gelen Vural Burakçin’ın çocukluğu, okuldan gelir gelmez çantasını bir kenara atıp akrabalarının oto galerisine koşmasıyla başlıyor. “12–13 yaşındaydım. Araba temizler, teker sökerdim. Bu işin tozunu çok küçük yaşta yuttum.” diyor.

Çocukluk ile işçilik arasındaki çizginin silik olduğu o yıllar, gurbette büyüyen her çocuğun sessiz hikâyesi gibi.

Ailesi yıllar önce Kayseri Felahiye Kayapınar’dan gurbet yoluna düşmüş. Dedesi işçi olarak gelmiş, babası daha sonra Almanya’ya adım atmış. “Bizim kuşak yoklukla değil ama çalışmakla büyüdü. Babalarımızın diktiği temellerin üzerine biz bir şeyler koyabildik. Bu Allah’ın bize bir lütfu.”

Meslek lisesinden hangar apronuna: “Gurbet size erken olgunluk verir.”

Genç yaşta oto tamirciliğiyle başlayan meslek hayatı, 2000’li yıllarda Frankfurt Havalimanı apronunda uçak yükleme, kaynakçılık ve lojistik hizmetleriyle devam etmiş. Gurbette çalışmanın insana ağır sorumluluk yüklediğini söylüyor: “16 yaşında iş hayatına adım attım. Hep büyüklerle oturdum kalktım. Sanki yaşımdan 30 yıl büyükmüşüm gibi hissettiren bir hayatım oldu.”

“Asıl gözüm iskelenin tepesinde açıldı”

2002–2003 döneminde havalimanındaki işinden ayrılıp iskele sektörüne giriyor. Almanya genelinde 250–300 kişilik ekiplerle büyük projelerde çalışmaları, onun için bir dönüm noktası oluyor. İnsan tanımayı, doğru kişiyi seçmeyi, ticaretin inceliğini burada öğrendiğini söylüyor: “O günlerde kendimi 50 yaşında hissediyordum. İnsanların MR’ını çekmeyi öğrendim. İş hayatında en büyük sermaye tecrübedir.”

Otopark hayali: “MyParken’e 80 metrekarede başladım, arabada uyuyarak büyüttüm.”

2007–2008’de yeni bir arayış başlıyor. Otokiralama mı, otopark mı? Kısmet 2008–2009’un 10. ayında otopark işinden yana oluyor. “100 metrekare yer tuttuk, 150 araba girer sandık. 80 zor girdi. Hesaplarımız şaştı, masraflar üst üste geldi. Ama vazgeçmedim. Bazı geceler arabada uyudum. Müşterinin cama vurmasıyla uyandığım günleri bilirim. 5 gün uykusuz kaldığımı bilirim.”

İlk yıllarda hem müşteri taşıyor hem telefonlara bakıyor hem de tek başına işletmeyi ayakta tutmaya çalışıyordu. İnatla, sabırla, gurbetçinin içinden gelen mücadele ruhuyla… Ama o gün bile pes etmemiş.

Babaya Danışmak: “Altından kalkamazsın belki…”

Babasını dükkâna götürdüğü o günü anlatırken sesindeki titreme hissediliyor: “Baba burayı tutacağım dedim. ‘Oğlum, altından kalkamazsın belki’ dedi. Ben kafaya koydum baba, dedim.” Sonra ekliyor: “Annenin duası, babanın gölgesi… Allah yüzümüze güldü.”

Gurbet, bazen bir babanın tereddüdüyle bir evladın inadı arasında şekillenir.

15 yılda 80 metrekareden 50 bin metrekareye yayılan bir dev işletme: MyParken

Vural Burakçin’ın yönettiği otopark ağı bugün Frankfurt’un çeşitli noktalarında toplam yaklaşık 50 bin metrekare, 33 çalışan ve 1700 araç kapasitesi ile MyParken çatısı altında hizmet veriyor. Her gün yüzlerce yolcu servis ediliyor, 7 gün 24 saat kesintisiz ulaşım sağlanıyor. Modern rezervasyon sistemi, kamera takip altyapısı ve vale hizmeti ile sektörde örnek bir marka haline gelmiş durumda. “Biz işimizi yapalım, güzel yapalım dedik. Rabbim de yolumuzu açtı. Bugün 80 metrekareden buralara geldik.” Şirkette aile ortamı: “Biz patron değiliz, abi-kardeşiz. Bir kişi de gelse aynı hizmet, on kişi de gelse.” Onun için bu işletme bir şirketten çok bir “aile.”

“Bu ülke çalışana engel koymaz; yeter ki yaptığın işi bilinçli yap.”

Gurbetin zorluklarına rağmen Almanya’da çalışmanın avantajlarını da vurguluyor. Almanya’nın kuralı çoktur ama adaleti de nettir: Doğru yapana kapılar açılır: “Bu iş kolay gibi görünür ama öyle değil. Şoförünün özel ehliyeti olacak, araçların farklı sigortası olacak, belediyeden ruhsat alacaksın… Bilinçsizsen önüne çok taş koyarlar. Ama işini bilirsen kimse sana engel olmaz.”

“Şimdi zamanımın yüzde seksenini çocuklarıma ayırıyorum”

Evli, iki çocuk babası olan Vural Burakçin, yıllarca iş uğruna sosyal hayatından fedakârlık ettiğini ama bugün dengeyi kurduğunu söylüyor: “Çocuklarım benim geleceğim. Onları okumaya teşvik ediyorum. Ticaret dayatmam. Onların ilgi alanı neyse ona yönelsinler.”

Otoparkın gürültüsünden sıyrılıp eve girdiğinde, bütün çabanın gerçek sebebi orada duruyor: Evlatlarının gözleri.

Görevleri: AKİB ve cami derneği

Toplumdan kopmadan yaşayan bir gurbetçi profili çiziyor. İş hayatı dışında da sorumlulukları var: Kayseri İşverenler Birliği (AKİB) Genel Başkan Vekili ve Frankfurt’ta bağlı Höchst Diyanet Camisi Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor. Sosyal sorumluluk çalışmalarında yer almayı, gençlere örnek olmayı önemsiyor.

Gurbetin yükünü hafifleten şey biraz da cami avlularındaki sıcak çay, memleketten gelen haberler, birbirine yaslanan omuzlar değil midir zaten?

Gençlere nasihat: “Telefonu bırakın, duaya sarılın”

Gençlere söyleyeceği çok şey var ver diyor Vural Burakçin özellikle de üç şeyin altını çiziyor: “Büyüklere saygı çok önemli. Anne-babanın duasını alın. Telefonu bırakıp üretmeye bakın. Bizim nesil çalışarak bir şey yaptı; siz teknolojiyle çok daha iyisini yapabilirsiniz.” diyerek yeni neslin önüne ışık tutuyor.

Ve Son Söz:“Ne oldum değil, ne olacağım demek lazım.”

Vural Burakçin’ın hikâyesi, sadece bir iş büyütme hikâyesi değil. Gurbetin soğuğunda ısrarla yürüyen, sabırla bekleyen, dua ile güçlenen bir insanın hikâyesi.

Anlattıkları boyunca defalarca tevazu, sabır, dua, çalışmak ve sebat vurgusu yapıyor.

Başarıyı “nasip” ile açıklıyor ama emeği asla inkâr etmiyor: “Biz bu işe baş koyduk. Çok zorlandık ama pes etmedik. Ne oldum değil, ne olacağım demek lazım. Allah çalışanın yolunu açıyor.”

Paylaş