Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa ile Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, Yunanistan Eğitim, Din İşleri ve Spor Bakanlığı tarafından yayımlanan 2024 yılı “Yunanistan’da dini nitelik taşıyan mekânlara yönelik olaylar” başlıklı rapora ilişkin ortak açıklama yaptı.

Son dakika haberlerini ve önemli gelişmeleri anında telefonunuza alın.
👉 WhatsApp Kanalına KatılTürkçe, Yunanca ve İngilizce yayımlanan açıklamada, raporda devlet politikalarının büyük ölçüde olumlu ve uluslararası hukukla uyumlu gösterildiği belirtilirken, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın uzun süredir dile getirdiği temel hukuki ve fiili sorunların yeterince ele alınmadığı ifade edildi.
“Azınlık yalnızca dini kimlikle tanımlanamaz”
Açıklamada, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın Lozan Barış Antlaşması’na atıfla yalnızca “dini azınlık” olarak tanımlanmasının tarihsel bağlamı daraltan bir yorum olduğu vurgulandı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ilgili uluslararası metinler çerçevesinde azınlık kimliğinin yalnızca din temelli değil; dil, kültür ve bireyin öz tanımlama hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.
Müftülüklerin yapısına eleştiri
Müftülüklerin doğrudan yürütme organına bağlı kamu kurumları olarak yapılandırılmasının ve müftülerin belirlenmesinde nihai karar yetkisinin devlette olmasının din özgürlüğü ve topluluk temelli özerklik ilkeleri açısından sorun teşkil ettiği ifade edildi. Uluslararası insan hakları standartlarının, dini toplulukların kendi liderlerini serbestçe seçme hakkını esas aldığına dikkat çekildi.
Açıklamada ayrıca 4964/2022 sayılı Kanun’un, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın hukuki özerkliğine ilişkin uluslararası antlaşmalarla çeliştiği savunuldu.
Alevi-Bektaşi topluluğu ve ada Türkleri
Raporda Alevi-Bektaşi topluluğuna yönelik düzenlemelerin “tarihsel bir dönüm noktası” olarak nitelendirilmesinin gerçeği yansıtmadığı belirtilirken, azınlık içinde kimlik ayrıştırmasına yol açabilecek politikalara dikkat çekildi.
Rodos ve İstanköy’deki ibadet mekânlarına yönelik restorasyon çalışmalarının kültürel miras açısından olumlu olduğu ifade edilmekle birlikte, Ada Türklerinin 1972’den bu yana anadilde eğitim hakkının fiilen engellendiği ve vakıf yönetimlerinde devletin belirleyici rolünün sürdüğü kaydedildi.
“Hak temelli yaklaşım gerekli”
Sonuç bölümünde, raporun Batı Trakya Türk Azınlığı’nın deneyim ve beklentilerini daha doğrudan yansıtan, hak temelli bir perspektifle ele alınmasının karşılıklı güveni güçlendireceği belirtildi. Azınlık temsilcileriyle yapıcı diyalog ve ortak çalışma zeminlerinin geliştirilmesinin önemine vurgu yapıldı.
