Ana Sayfa Arama Galeri Video
Kategoriler
Sosyal Medya

Almanya'da hükümetin İslam Konferansı hamlesi: Yeni çizgiler belirleniyor

Almanya'da hükümetin İslam Konferansı hamlesi: Yeni çizgiler belirleniyor
71216 Hit

(Berlin/Yasin Baş). Frankfurter Allgemeine (F.A.Z.) gazetesinde Tobias Schrörs'ün kaleme aldığı uzun haberde, Alman hükümetinin İslam Konferansı'nı yeniden yapılandırma hazırlığı içinde olduğu belirtildi. Haberde, Müslüman derneklerle iş birliğinde daha keskin sınırlar çizileceği ifade edilirken, bu yeni yaklaşımın beraberinde tartışmaları da getirdiği vurgulandı.

Haberde, Ramazan ayında Almanya'da İslam'ın yılın diğer zamanlarına göre daha görünür olduğu, Başbakan'ın oruç ayı dolayısıyla selamlama mesajı gönderdiği, camilerin iftar programları düzenlediği, hatta geçtiğimiz günlerde Schalke 04 ile Bielefeld arasında oynanan ikinci lig maçında oruçlu oyuncuların iftar yapabilmesi için karşılaşmanın gün batımından sonra durdurulduğu hatırlatıldı. Ancak yazıda, bu görünürlüğün aynı zamanda Alman devleti ile Müslüman vatandaşlar arasındaki ilişkinin hassasiyetini de gündeme getirdiğine dikkat çekildi.

📲 Bizi WhatsApp Kanalımızdan Takip Edin

Son dakika haberlerini ve önemli gelişmeleri anında telefonunuza alın.

👉 WhatsApp Kanalına Katıl

De Vries'ten eleştirel değerlendirme

Haberde, Federal İçişleri Bakanlığı Parlamento Devlet Sekreteri Christoph de Vries'in (CDU) İslam Konferansı'na ilişkin eleştirel bir bilanço çıkardığı aktarıldı. De Vries'in, "Yirmi yıllık deneyimin ardından, Almanya'da Müslümanların entegrasyonu konusunda her alanda yol katettiğimizi söyleyemeyiz" dediği ifade edildi. 2006 yılında dönemin İçişleri Bakanı Wolfgang Schäuble tarafından hayata geçirilen İslam Konferansı'nın Müslümanlar ile devlet arasındaki diyalog forumu olduğu hatırlatılan haberde, de Vries'in konferansta anlamlı çalışmalar yapıldığını ancak bazı konuların ihmal edildiğini düşündüğü kaydedildi.

De Vries'in "Entegrasyon politikası konularını orada ele almadık" sözlerine yer verilen haberde, devlet sekreterinin bu durumu değiştirmek istediği ve "Şehirlerimizde apaçık ortada olan Müslüman antisemitizmini de konuşmalıyız" dediği aktarıldı. Haberde, de Vries'in Almanya'daki Yahudilerin büyük endişe taşıdığını vurguladığı da belirtildi.

Rohe'den Uyarı: "Müslümanlar günah keçisi ilan edilmemeli"

Frankfurter Allgemeine'deki haberde, İslam hukuku uzmanı Mathias Rohe'nin de Vries'in eleştirilerine karşı İslam Konferansı'nı savunduğu ifadelerine de yer verildi. Erlangen-Nürnberg Üniversitesi İslam ve Hukuk Araştırma Merkezi Direktörü Rohe'nin, "Alman İslam Konferansı açıkça birincil entegrasyon politikası aracı olarak oluşturulmadı" dediği aktarıldı. Haberde Rohe'nin, Almanya'daki Müslüman nüfusun erişim, katılım ve sorunlarına odaklanıldığını belirttiği kaydedildi.

Rohe'nin "Bir nüfus grubunu seçip 'Onlarla ilgili olarak çok özel entegrasyon sorunlarını ele almalıyız' demek yanlış" sözlerine yer verilen haberde, uzmanın birçok Müslümanın birkaç nesildir Almanya'da yaşadığını hatırlatarak, entegrasyon politikası konularının önemli olduğunu, Müslüman antisemitizminin de bir mesele olduğunu ancak Müslümanların günah keçisi ilan edilmemesi gerektiği uyarısında bulunduğu ifade edildi.

Yeni dönem sinyali: "Sembolik konferanslar olmayacak"

Haberde, de Vries'in İslam Konferansı'nın değişmesi gerektiğini düşündüğü aktarıldı. De Vries'in kurumsallaşmış bir diyalog formatının değerli olduğu ve düzenli görüşmenin önemine inandığı ancak bundan sonra "daha güçlü bir siyasi katma değeri ve içeriği olmayan büyük, sembolik konferanslar" düzenlenmeyeceği sözlerine yer verildi. Haberde, Nisan sonunda İslam Konferansı'nın yeni aşaması için bir başlangıç etkinliği olarak ilk çalıştayın planlandığı bilgisi paylaşıldı.

Almanya'daki İslam siyasetinin temel sorunu

Frankfurter Allgemeine'deki haberde, Almanya'da 5,5 milyon Müslüman adına kimin konuştuğu sorununun henüz çözülmediğine dikkat çekildi. Cami derneklerinin iki büyük kilise veya Yahudiler Merkez Konseyi gibi organize olmadığı, çeşitli dernekler bulunduğu ancak Müslümanların yalnızca bir kısmının kendilerini bu derneklerle temsil edilmiş hissettiği ifade ve iddia edildi. Haberde, bazı derneklerin Müslümanlar Koordinasyon Konseyi'nde bir araya geldiği, bu çatı altında Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı olduğu iddia edilen DİTİB ile son Anayasa Koruma Teşkilatı raporunda adı geçen İslam Toplumu Milli Görüş'ün de bağlı olduğu Almanya İslam Konseyi'nin bulunduğu aktarıldı.

Yeni danışma kurulu ve eleştiriler

Haberde, hükümetin İslam ve sözde İslamcılıkla mücadele konusundaki yeni yaklaşımının, danışma kurulunu yeniden yapılandırmasıyla da kendini gösterdiği belirtildi. Eski sözde "İslamcılıkla Mücadele Görev Gücü"nün (Task Force Islamismusprävention) yerini Kasım ayında "İslamcılıkla Mücadele ve İslamcılığı Önlem Danışma Kurulu"na (Beraterkreis Islamismusprävention und Islamismusbekämpfung) bıraktığı hatırlatılan haberde, yeni kurulun güvenlik politikası odaklı olduğu, bir eyalet-federal hükümet eylem planı hazırlayacağı ve sözde siyasal İslam'la mücadele için öneriler sunacağı kaydedildi.

Haberde, on beş üyeli yeni danışma kurulundan yalnızca ikisinin eski kurulda yer aldığı, diğerlerinin görev sürelerinin uzatılmadığı bilgisi paylaşıldı. Yeşiller Partisi Din İşleri Sözcüsü Lamya Kaddor'un İçişleri Bakanlığı'nı sert bir dille eleştirdiği, "zorunluluk yokken hem Müslüman toplumunda hem de bilim dünyasında son derece saygın olan uzmanları dışarı attıklarını" söylediği aktarıldı. Haberde Kaddor'un "Bu tür bir politika sonuçta İslamcıları besler" dediği ifade edildi.

"Sıkı dindarlık ile İslamcılık arasındaki sınır"

Frankfurter Allgemeine'deki haberde, yeni kurul üyelerinin üçte birinin henüz yeni kurulmuş hükümetten bağımsız "Siyasi İslam Çalışma Grubu" (Arbeitskreis Politischer Islam) adlı ağa mensup olduğu bilgisi dikkat çekti. Bu ağın kuruluş bildirgesinde Müslümanlara yönelik genel şüphe beslendiği eleştirilerine karşı kendilerini savundukları, sözde liberal ve seküler Müslümanlara platform sunmak istedikleri belirtildi.

Haberde, Osnabrück Üniversitesi'nde görev yapan İslam bilimci Michael Kiefer'in "belirleyici soru" olarak danışma kurulunun "dindarlık ile İslamcılık arasındaki sınırı nerede çizeceğini" gördüğü aktarıldı. Kiefer'in, geçen yıl mayıs ayında eski kurul tarafından sunulan tavsiyelerde yer alan "İslamcılık tehlikesine ilişkin genelleştirici tartışmaların toplumdaki kutuplaşma ve damgalama eğilimlerini güçlendirebileceği" uyarısı da haberde hatırlatıldı.

De Vries: "Devletin Müslümanları koruma sorumluluğu bulunuyor"

Haberde, de Vries'in yeni kurulun atanmasını savunduğu, kurulun "tamamen farklı, bütünsel-stratejik bir yaklaşım" izlediği, bilim, araştırma, güvenlik birimleri ve entegrasyon politikası boyutlarını içerdiği sözlerine yer verildi.

De Vries'in, Müslümanları "İslamcı kutuplaşma ve radikalleşmeden" korumak istediğini söylediği aktarılan haberde, devlet sekreterinin "Bu konuda devlet olarak bir koruma sorumluluğumuz var" dediği kaydedildi. Haberde, de Vries'in bu yaklaşımını hem danışma kurulunda hem de din politikası meseleleri söz konusu olduğunda İslam Konferansı çerçevesinde geçerli kılmak istediği ancak eleştirmenlerini ikna etmesi gerektiği vurgulandı.